“”

“”

İşte KCK suçları: Çadır kurmak, namaz kılmak, açıklama yapmak

Bu yazı on Eki 10th, 2011 tarihinde Manşet. kategorisine eklenmiştir. Konudaki yorumları RSS 2.0. aracılığıyla takip edebilir veya yorum yazabilirsiniz.

İşte KCK suçları: Çadır kurmak, namaz kılmak, açıklama yapmak

İstanbul – İstanbul’da hafta başında KCK adı altında yapılan operasyonlarda gözaltına alınan BDP’lilere savcılık ve polis sorguları sırasında ‘çadır kurmak, ‘Cuma namazına gitmek’ ve ‘Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması’ yapmaktan ötürü suçlandığı ortaya çıktı. Tutuklanan BDP’lilerin avukatlarından Ramazan Demir gözaltında polisin ‘pişmanlık yasası’nı dayattığı ve BDP’lilere kötü muamelelerde bulunulduğunu söyledi.

Gözaltına alınanların ve tutuklananların avukatlarından Ramazan Demir, konuyla ilgili olarak ANF’ye bilgi verdi. Gözaltına alınanlarla görüşme yasağı nedeniyle 24 saat görüşemediklerini belirten Demir, avukatların İstanbul Emniyet Müdürlüğü Teröre Mücadele Şubesi’nde bin bir türlü zorlukla karşılaştıklarını söyledi. Polislerin kendilerine karşı çok sert tavırlar içinde olduğunu, onur kırıcı ve saygısızca davrandığını aktaran Demir, TEM polislerinin 15’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda kendilerine ifade tutanaklarını vermediklerini söyledi.

* İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele şubesinde 15. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi tarafından verilen kısıtlama kararıyla avukatların örgüt üyesi muamelesi yapılıyor. Bu nasıl oldu?

- Terörle Mücadele yasası kapsamında 24 saatlik görüşme yasağı verildiği için biz müvekkillerimizi 24 saat göremedik. İstanbul Emniyeti Terör ile Mücadele şubesine gittiğimizde bin bir türlü zorlukla karşılaştık. Polislerin bize yönelik tavrı çok kaba, onur kırıcı, saygısızdı. Bizi saatlerce beklettiler. CMK Kanununda gizlilik ve kısıtlama olan dosyalarda avukatın veya sanığın dosyaya erişimi dava açılana kadar kısıtlanabiliyor. Fakat altında sanığın ve avukatın imzası bulunan tüm evrakları alma hakkı var, çünkü bu söz ettiğim kısıtlama kapsamında değerlendirilmiyor. Bu bir istisnadır. Yani hazır bulunduğun ifade tutanakları, bilirkişi tutanakları, olay yeri inceleme ve yakalama, gözaltı tutanaklarını gizlilik ve kısıtlama kararı olsa dahi sanık ve müdafi alabilir. Fakat TEM şubesi polisleri 15’inci Ağır Ceza mahkemesinin kararı doğrultusunda bize bu ifade tutanaklarını vermeyeceklerini söylediler.

* Neden vermediler?

- O kararı da bize gösterdiler ve burada esas düşündürücü olan kısıtlamanın gerekçesi: “Soruşturma kapsamında halen şüphelinin ve irtibatta bulunduğu kişilerin yakalanmaması, yakalanması halinde kimlik ve adres bilgilerinin ve belgelerinin müdafiler aracıyla diğer örgüt mensuplarının eline geçebileceği ve örgüt mensuplarının kaçırılabileceği, karartılabileceği ve örgüt mensuplarının kaçabilecekleri dolayısı ile soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği” yazıyor. Resmen biz örgüt üyesi olarak lanse edilmişiz. Normal prosedürde bizim müvekkillerimizle katıldığımız ifade alma sırasında bizim ve müvekkillerimizin imzaladığı ifade tutanağının bir örneğini polis alırken, bir tanesinin de bize verilmesi şarttır. Ancak burada buna da yasak getirmişler. Niçin? Müvekkillerimizin neyle suçlandığını bilmememiz için. O zaman biz ne işe yarıyoruz orada?

* Bu durum karşısında ne yaptınız peki?

- Böyle bir uygulama dünyanın hiçbir yerinde yok. Biz TEM şubesinde de bu uygulamanın hukuki olmadığını vurgulayarak, bu hukuksuzluğa ortak olmayacağımızı söyledik. Bu kararın savunma ve adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu ve ortada çok ciddi bir hukuksuzluk olduğunu müvekkillerimize de anlattık. Nöbetçi soruşturma savcısını aradık, görüştük ancak savcılık hiçbir şekilde bu duruma müdahale etmedi. Altında imzası bulunan ifade tutanağını isteyen Adem Çalışçı isimli avukat arkadaşımız polis tarafından hakarete uğrayarak odadan kovuldu. Bize bağırıp çağırıyorlardı, saygısızca konuşuyorlardı, sanki avukat değil de azılı suçluymuşuz gibi davrandılar. Dosyada avukatlar aleyhinde hukuksuz kısıtlamalar getiren 15. Ağır Ceza Mahkemesinin hakimi hakkında HSYK’ya şikayette bulunacağız

GÖZALTINDA İTİRAFÇI OL BASKISI

* Gözaltı sürecinde müvekkilleriniz herhangi bir baskı yaşadı mı?

- Evet tabii ki. Şöyle ki ismini açıklamayacağım bir müvekkilimize doğrudan polisler tarafından pişmanlık yasası dayatılmış. Bizim kendileriyle görüşemediğimiz 24 saat içersinde alıp saatlerce sorgulamışlar, 5-6 saat baskı altında 5 sefer nezarethaneden çıkartıp ailesini de çağırarak itirafçı olma ve pişmanlık yasasından faydalanması için zorlamışlar, baskı uygulamışlar. Onun dışında gözaltında tutulan müvekkillerimizin en temel ihtiyaçları bile saatler sonra karşılandı. Mesela çoğu hastaydı zaten, serum ihtiyacı olanlar bile vardı içlerinde. Örneğin herhangi bir ilaç ihtiyacı 6-7 saat sonra karşılandı. Verilen yemekler ve ekmekler bayat ve sağlıksızdı, soğuk koşullarda tutuldu insanlar günlerce. Gözaltında tutulanların çoğu 40-50- 60 yaşlarındaydı zaten. Özellikle kadınların en temel ihtiyaçları, kadınsal hastalıklarından dolayı doğabilecek muhtemel ihtiyaçları bile karşılanmadı. Bu nedenle müvekkillimiz olan bir kadın arkadaş çok zor durumda kaldı. O açıdan kadınlar çok zor durumda kaldılar gözaltında. Avukatlarla görüştürülmedikleri 24 saat içersinde polisler hukuka aykırı bir sürü işlem yapmışlar. Şu anda dosyada gizlilik kararı olduğu için erişemiyoruz ancak dosya açıldığında neler yaptıklarını öğreneceğiz.

* Tutuklanma gerekçesi ne? Ne tür suçlamalar yöneltilmiş?

* PKK/ KONGRA-GEL örgütü içersinde faaliyetlerde bulunmak, bombalı ve molotof kokteylli eylemlere katılmak gerekçesi öne sürülmüş. Ancak soruşturma savcılığında yöneltilen sorulardan gördük ki suçlanan faaliyetlerin hepsi BDP’nin yasal faaliyetleri. Cuma namazıdır, çadır eylemidir, basın açıklamalarıdır, bildiğiniz demokratik eylemler. Mesela Galatasaray meydanında yapılan birçok eylem konusunda soru sordular savcılar. Basın açıklaması sırasında bir fotoğraf çekilmiş, onu gösteriyorlar ve ‘Bu siz misiniz?’ diye. Biz avukatlar bundan ötürü aynı TEM’de olduğu gibi ifadelere katılmama kararı aldık. Müvekkillerimiz de suçlaması yapılan eylemlerin hepsinin BDP’nin yasal faaliyetleri olduğunu, bunların yasal bir partinin meşru faaliyetleri olduğunu, bundan dolayı herhangi bir suçlama yapılmasının söz konusu olamayacağını belirterek bu durumu protesto etmek için savcılıkta da ifade vermediler.

KARAR OPERASYONDAN ÖNCE ZATEN VERİLMİŞ

* Savcıların tutumu peki?

- Onlar zaten baştan işi bitirmişler. Kafalarında kararı vermişler. ‘Siz ne söylerseniz söyleyin’ tarzında bir tavırları vardı. Avukatlar da usulen orada duruyor, müvekkiller de usulen çağırılıp dinleniyor, sadece sorguyla ilgili formaliteler yerine getirilsin diye insanlar oraya getirildi, biz oraya gittik. Yoksa savcıların hepsi kafalarında kararını vermiş, herkesi tutuklama istemiyle mahkemeye sevk ediyor. Cezalandırmak için kafasında yeteri mekanizmayı kurmuş. Takındıkları tavırlardan, konuşmasından, yaklaşımından onu zaten hemen görüyorsunuz. Kararı operasyonlardan, insanları gözaltına almaya başlamadan önce vermişler zaten.

* Dosyada gizlilik kararı verilmiş olmasına rağmen, Zaman ve Taraf gazetesinde BDP İl ve İlçelerinin dinlendiği telefon görüşmelerinin dökümleri yayılandı…

- Zaten esas sorgulanması gereken husus da budur. Öyle ki, dosyada kısıtlama ve gizlilik kararı var diye biz avukatlar olarak hiçbir bilgiye belgeye, suçlamalara erişememişken, ertesi gün bir baktık ki bazı gazetelerde dosya ile ilgili çarşaf çarşaf bilgi ve belgeler çıktı. Nasıl bir şey ben anlamadım. Mesela bugün Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu adliyede oradan oraya geziyordu ve önceki gün de bu haberler Taraf’ta çıkmıştı. Bunu sorgulamak gerekiyor. Yani avukatlara bile verilmeyen, paylaşılmayan bilgiler ertesi gün bir gazetenin manşetinde nasıl çıkıyor? Yargı da polis de Gülen cemaatine bağlı ve kendilerine yakın gazetelere de servis ediyorlar. Zaten Terörle Mücadele şubesine gittiğiniz zaman oradaki polislerin cemaatçi olduklarını hemen anlıyorsunuz.

* Bu operasyonlar, tutuklamalarla nereye varılmak isteniyor?

- Mesela Fatih Altaylı bunu zaten yazmıştı daha önce. Bayramdan sonra tutuklamalar olacağının açıkça söylemişti. Demek ki tepelerde bir yerde bunun kararı daha önce verildi ki bu adam da bu bilgiye ulaştı. Ve hakikaten onun dediği gibi oldu hemen bayram ertesinde bu operasyonlar başladı. Sonra da Başbakan Erdoğan’ın BDP’ye yönelik ‘Bizden iyi niyet beklemesinler’ demeci geldi ve düğmeye basıldı.

Burada amaç BDP’yi, Kürt siyasetini ve demokratik Kürt muhalefetini zayıflatmak, sindirmektir. Bu zaten beyhude bir çabadır çünkü siyasilerin de demeçlerinden anlaşılabileceği gibi herkes çok kararlı ve hiçbir şekilde kimse bu baskı ve siyasi soykırım karşısında geri adım atmayacak. Çünkü zaten burada suçlanan tüm eylemler BDP’nin yasal eylemleri. Hiç birinin içersinde şiddet içeren bir husus yok. Galatasaray meydanında oturdu diye bir insanı “terör suçlusu” olarak yargılamak ne demektir?

Hukukun bu kadar ayaklar altına alındığı, avukatların bu kadar dışında bırakıldığı başka bir süreç yoktur.12 Eylül’de bile avukatlara ifadesine girdiği kişinin,ifade tutanağı verilirdi. En kötü şartlarda bile yoğun bir hukuka aykırılık durumu oluşmamıştı. Ama AKP hükümeti döneminde, her polisin bir savcı, her savcının da bir başbakan kadar yetkili olduğunu görüyoruz ve keyfi bir biçimde bu uygulamaları devam ettiriyorlar.

Zeynep Kuray-ANF

10 views

Bu Konu Hakkında Fikirlerinizi Belirtebilirsiniz

Giriş / This Website Designed by TEKOJIN